16 Nisan’a sayılı günler kala, her iki seçeneğin savunucuları da kırsal-merkez ayrımı yapmadan hem ziyaret hem de propaganda çalışmalarını sürdürüyorlar. 

Elbette gidilen her yerleşim biriminde, ziyaretçilerle ev sahipleri arasında farklı diyaloglar yaşanıyor, ileride hatırlanırken yüzlerde tebessüm yaratacak sohbetler de ortaya çıkıyor. 

Bu noktadan bakınca, partisinin daha önce görev yapan ilçe başkanlarına nazaran biraz farklı bir profil çizen, gittiği yerlerde köyün ileri gelenleriyle sohbet ve istişarelerle yetinmeyerek, özellikle gençleri dinlemek ve kendileriyle fikir alışverişinde bulunmak adına her türlü fırsatı yaratan CHP Karadeniz Ereğli İlçe Başkanı Şerif Sertan Ocakcı’ya ayrı bir parantez açmak gerekir. Örneğin, AKP’li Fatih Çakır’ın çoğu zaman resmî bir üslupla seslenip insanlara mikrofonla hitap etmeyi alışkanlık haline getirdiği köylerde, Ocakcı, tam bir Kıvırcık (!) oluyor insanların karşısında. 

Bu Kıvırcık sözünü latife olsun, diye yazmadığımı bilmenizi isterim. Samimi çerçevede gerçekleşen sohbetlerinde Sertan Ocakcı, İlçe Başkanı olmaktan ziyade yöresinin insanı olmayı tercih ediyor. Kıraathanelere çat kapı giriyor, hiç kimseyi zorla karşısına oturtmuyor, bazen, sohbetlerini gerçekleştirmek için insanların oyunlarının bitmesini bekliyor, dahası konuşmak yerine insanları dinlemeyi, onların sorduğu sorulara yanıt vermeyi tercih ediyor. Vatandaşa cevap verirken de o üslubunu koruyor. Köylüyle köylü, gençle genç oluyor.
Ocakcı’nın bu ziyaretlerinde de, az önce vurguladığım gibi, çok ilginç, dinleyince ve hatta başkalarına anlatınca düşündüren diyaloglar ortaya çıkıyor. 

Bunlardan birkaç örnek vererek, bu düşünme kervanına sizlerin de katılmanızı istedim.

 Yer Fındıklı Köyü…

Ocakcı, genç bir köylü vatandaşla sohbet ediyor:
– “İşleriniz nasıl kardeşim?”
– “Ne işi abi, iş mi var?”
– “Sıkmayın canınızı. Devlet en azından asgari ücret de olsa işsizlik parası veriyor.”
– “Abi ben Suriyeli değilim ki!”
– “E, ne oldu şimdi peki. Az önce bana, ben evet diyeceğim abi, diyordun…”
– “!!!”
(Gülümsemeler… birkaç saniyelik suskunluk…)

 Yer Saltuklu Köyü…
Bir kıraathanede gençler, Ocakcı’nın etrafında kümelendiler…
– “Kardeşim, köylerde parkeyi ne zaman görüyorsunuz?”
– “Seçimleeedeee…”
(Gülüşmeler…)
Bir başka gence döner Başkan…
– “Erdemir’de işe alınan kaç Siirtli var sence?”
– “Şu kadar abi…”
– “Sivaslı?”
– “Şu kadar abi…”
– “Gümüşhaneli…?”
– “Onlar da şu kadar…”
(Genç, rakamların hepsinde haklı çıkar.)
– “Valla doğru… Peki sen nerede çalışıyorsun?”
– “Ben buranın köylüsüyüm abi… işsizim…”
– “Ee… Tayyip’i seviyorum, diyordun ya demin?”
– “Seviyorum ama bu sandıkta oyum hayır…”

Masadaki diğer bir gence döner Ocakcı:
– “Peki sen ne vereceksin kardeşim?”
– “Ben evet diyeceğim abi.”
– “Neden peki, gerekçesi ne?”
– “Abi ilk kez bir iktidar gençlere önem veriyor. 18 yaşında vekil olabilecek bir insan, iki sene sonra da emeklilik hakkı kazanacak.”
– “Anladım kardeşim, ama o vekil olacak genç 65 yaşından sonra emekli maaşı alabilecek…”
– “Hadi ya… ben böyle bilmiyordum.”
(Gülüşmeler…)

Hemen yan masadaki iki gence gözleri ilişir Ocakcı’nın. Onlar da merakla sohbete kulak vermektedirler…

– “Arkadaşlar siz kaç yaşındasınız?”
– “Ben 27 yaşındayım abi.”
– “Ben de 28…”
– “Ne mezunusunuz?”
– “İkimiz de üniversite mezunuyuz.”
– “Köylerimizden üniversite mezunları çıkması muhteşem bir olay, helal olsun.”

Az önceki sohbetin ortağı diğer gence döner Ocakcı:

– “Bak genç dostum, gördün mü? Bugün milletvekili seçilme yaşı 25. Yani bu iki üniversite mezunu arkadaşımız 1 Kasım Seçimleri’nde milletvekili olmalıydılar. Neden olmamışlar sence?”
“… Aboo… ben hiç böyle düşünmemiştim…”
18 yaşında vekil olup 2 yıl sonra emekli olabilecek gençler için evet oyu vereceğini söyleyen vatandaş, bu tepkisinin haricinde ne diyeceğini bilemezken ortalığı yine içten tebessümler ısıtır.

 Yer yine Saltuklu…
Ocakcı, çat kapı bir başka kıraathaneye girer. Yaşlı bir adam ayağa kalkıp hoşgeldin demek için öne atılırken Ocakcı elini uzatır:
– “Selamun Aleykum. Ben PKK’lı Sertan Ocakcı.”
Adam şaşkındır:
– “Ne demekmiş o evladım? Sen CHP’nin ilçe başkanısın, tanıdım ben seni”
– “Amca, referandumda hayır diyeceğim ya ben…”
– “E, n’olmuş evladım?”
– “Senin cumhurbaşkanı seçtiğin adam da başbakan da, hayır diyeceklere PKK’lı diyorlar ya…”
– “Halt etmiş onlar uşacum… Sen ne aldırıyon onlara. Hepimiz mi terörist olacaz şindi?”

Ve bir başka köy… (bu köyün adı bende kalsın…)
Ocakcı yine bir kıraathanede… etrafında oyunlarını bırakıp onun masasında toplanan gençler…
– “E, gençler… Oyunuz ne olacak bakalım 16 Nisan’da?”
Biri atılır…
– “Evet diyeceğim ben abi…”
– “Neden peki?”
– “Ekonomide bugünkü istikrara ihtiyacımız var abi…”
Bu sözden sonra yan masada oturan bir genç gülerek ayağa kalkar:
– “Hay senin istikrarına… Arkadaş, benim elimde zaanatım var. Her sabah açıyorum dükkanımı nafakamı çıkarıyorum. Sen okuyamadın, işin yok, paran yok. Her gün çayını ben ısmarlarım, sigaranı ben veririm ama sen hala istikrar diyorsun. La oğlum sen de benim gibi hayır de, bitsin bu istikrar (!). Ben de rahat edeyim kardeşim artık.”
Kıraathane kahkahalara boğulur.

Bu yaşanmışlıklar da kıssadan hisse olur…